31 Temmuz 2011 Pazar

rolling in the deep mırıldanıyorum...



bebeğim diyor ki;


There's a fire starting in my heart,
Reaching a fever pitch and it's bring me out the dark,

Finally, I can see you crystal clear,
Go ahead and sell me out and I'll lay your sheet bare,
See how I'll leave with every piece of you,
Don't underestimate the things that I will do,

There's a fire starting in my heart,
Reaching a fever pitch and it's bring me out the dark,

The scars of your love remind me of us,
They keep me thinking that we almost had it all,
The scars of your love, they leave me breathless,
I can't help feeling,

We could have had it all,
(You're gonna wish you never had met me),
Rolling in the deep,
(Tears are gonna fall, rolling in the deep),
You had my heart inside of your hands,
(You're gonna wish you never had met me),
And you played it to the beat,
(Tears are gonna fall, rolling in the deep),

Baby, I have no story to be told,
But I've heard one on you and I'm gonna make your head burn,
Think of me in the depths of your despair,
Make a home down there as mine sure won't be shared,

The scars of your love remind me of us,
(You're gonna wish you never had met me),
They keep me thinking that we almost had it all,
(Tears are gonna fall, rolling in the deep),
The scars of your love, they leave me breathless,
(You're gonna wish you never had met me),
I can't help feeling,
(Tears are gonna fall, rolling in the deep),

We could have had it all,
(You're gonna wish you never had met me),
Rolling in the deep,
(Tears are gonna fall, rolling in the deep),

You had my heart inside of your hands,
(You're gonna wish you never had met me),
And you played it to the beat,
(Tears are gonna fall, rolling in the deep),

Could have had it all,
Rolling in the deep,
You had my heart inside of your hands,
But you played it with a beating,

Throw your soul through every open door,
Count your blessings to find what you look for,
Turn my sorrow into treasured gold,
You'll pay me back in kind and reap just what you've sown,

(You're gonna wish you never had met me),
We could have had it all,
(Tears are gonna fall, rolling in the deep),
We could have had it all,
(You're gonna wish you never had met me),
It all, it all, it all,
(Tears are gonna fall, rolling in the deep),

We could have had it all,
(You're gonna wish you never had met me),
Rolling in the deep,
(Tears are gonna fall, rolling in the deep),
You had my heart inside of your hands,
(You're gonna wish you never had met me),
And you played it to the beat,
(Tears are gonna fall, rolling in the deep),

Could have had it all,
(You're gonna wish you never had met me),
Rolling in the deep,
(Tears are gonna fall, rolling in the deep),
You had my heart inside of your hands,

But you played it,
You played it,
You played it,
You played it to the beat.

28 Temmuz 2011 Perşembe

bullshit




biz kadınların sorunu bu işte..çoğu zaman yani...karşımızdaki erkeğin düşündüklerimizi, hislerimizi, endişelerimizi veya korkularımızı biz söylemeden anlamalarını bekliyoruz. tabi ki anlamıyorlar. neticesinde de kırılıyoruz, ah vah ediyoruz, hırpalanıyoruz, hırpalıyoruz falan filan..

blue valentine filmini izleyenler anlamışlardır ne demek istediğimi. filmi dün gece izledim ve dedim ki kendi kendime "ulan salak karı, senin ne düşündüğünü adam nereden bilsin? alnında mı yazıyor?" adamcağız da bilmiyor ne yaptığını çaresiz gidiyor. ayrıca çokta çekici bir adam. yazık oldu.

bir çok ilişki bence bu yüzden bitiyor. dürüst olmayan taraflar yüzünden. yani ben karşımdaki adama düşündüklerimi söylemeyeceksem neden yanımda gezdiriyorum? süs diye mi? elimi ısıtsın diye mi? neyse konuyu fazla dağıtmayalım..

kısaca sayın bayanlar, dürüst olunuz. aman beni bırakıp giderse, ya kızarsa, ya üzülürse veya başka bahanelerle hissettiklerinizi gizlemeyin. canınız herhalükarda yanacaksa bari şimdi yansın. yarına küllenmiş olur.

27 Temmuz 2011 Çarşamba

breh breh breh




öyle bir fotoğraf ki bu! hayretlere düşmemek elde değil. adama öyle bir sarılmış ve gururla öyle bir kabarmış ki "zafer benim" der gibi bir havası var. ne kadar yazık.

senin anneni baban yaşıtın bir kıza aşık olduğu için bıraktı. annen kafayı yedi. kendini estetiğe vurup mutasyona uğradı. çok üzüldün,ağladın belki de. sonra baban yaşında bir adama sen aşık oldun. karısından boşanıp seninle evlenmesini sağladın. bunlar beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor ama kanser hastası olan o kadıncağıza çok üzüldüm.

kendini bu dünyada yapayanlız ve aldatılmış hissettiğine, kaderine ve kanserine lanetler okuduğuna, sağlıklı olup savaşamadığına üzüldüğüne eminim. Kanserli hastalar eşlerinden boşanamaz mı? Elbette boşanır. Kadın veya erkek farketmez herkes için çok zor bir süreç ve sınavdır bu. Evliliklerin ve sabrın testidir ama boşandığın adamın böyle bir evlilik yapması çok acıtmıştır.

Allah yardımcısı olsun. Bu arada Ayşe Özyılmazel'den artık nefret ettiğimi söylemiş miydim?


sevgili blog,

2011 yazının aşırı sıcak olmasından dolayı yepisyeni bir karar aldım: yazları çay içmeyeceğim. zaten hastası olmadığım halis muhlis ve de mulis türk çayını sadece kahvaltıda içerdim. onu da bıraktım. sabahları buz dolu bir bardağa meyve suyu döküyorum kahvaltı da içiyorum. enemm! içim ferahlıyor. eferim bana! tavsiye ederim ;)

21 Temmuz 2011 Perşembe

ajda forever!



Ajda dinleyicisi kadındır. Özgürdür. Bağımlı olmayı sevmez. Güzeldir. Dış güzelliğin içeriden, kalpten geldiğini bilir. Aşkla daha da güzelleşir ama boyun eğmez. Kadının fendinin erkeği her zaman yeneceğini bilir çünkü. Kafasına estiğini yapar Ajda kadınları...Gerekirse yakar geçer. Umursamaz. Arkasına dönüp bakmaz.

Bazen kafası karışır, her şey flulaşır ama hayatta herşeyin istediği gibi olmayacağını bilir. Bütün hayalkırıklıklarına rağmen taviz vermez. Çünkü vitrini önemsemez. Asıl derdi iklimine gelenlere kendini açmaktır. Gerisini teferruat olarak görür.

Ölene kadar aşkı çağıracak Ajda...Ölene kadar dimdik ayakta ve hala çok güzel. Bakmaya ve dinleyemeye doyamıyorum. Onu çok seviyorum.

17 Temmuz 2011 Pazar

damn u larry crowne!



Bugün Larry Crowne filmini izledim. Tom Hanks ve en az onun kadar itici Julia Roberts bile gözüme batmadı. Sevmediğim tarzda, durağan ama seansın saati uyuyor ve yapacak bişeyiniz yoksa gittiğiniz filmlerden biriydi. Ama bütün bunları katlanılır kılan şey Tom Hanks'in koca kıçının altındaki o güzel scooter'dı. Gang'iyle beraber kullandığı scooterlar çok hoşuma gitti. Bende kaskımı takmak, ayağımda kids üzerimde kot ve tshirtle ves kullanmak istiyorum. çok özeniyorum. ve yılların özentiliğini yüzeye çıkaran Tom Hanks! lanet gelsin sana!

Not: İleride blogumu okuyacak olan sevgili! sadece bir iki günlüğüne de olsa ves kiralasan ve beni istanbul'dan kaçırsan sana bir kez daha aşık olurum?! <3

7 Temmuz 2011 Perşembe

Pazarlama, İK uzmanları, ıvırları ve zıvırları




Sor Google Amca'na Pazarlama Nedir? diye, vereceği ilk cevap şu olacaktır:

" Kişisel ve örgütsel amaçlara ulaşmayı sağlayabilecek mübadeleleri gerçekleştirmek üzere malların, hizmetlerin ve fikirlerin geliştirilmesi, fiyatlandırılması, tutundurulması ve dağıtılmasına ilişkin planlama ve uygulama sürecine Pazarlama denir."

İşte Pazarlama budur. Gerçekten. En kısa manasıyla budur. Pazarlama bazı kişilerce yanlış anlaşılıyor. Pazarlama Satış Elemanı diye bir ünvan olmaz mesela. İkisi farklı görevlerdir. Pazarlama Müdürü dediğiniz kişi mesela, müşterileri dolaşarak yeni ürünü tanıtmaz. O Satış ekibinin görevidir. Elbette şirketlerin finansal büyüklüğüne, organizasyon yapısına ve hiyerarşilerine göre görev başlıkları değişebilir, bir kişi farklı görevlerde rol alabilir ama görevlerin tanımlamaları değişmez.

Bu yüzden Pazarlama Müdür Yardımcısı arayan bir şirketin bana görüşmede "Aslında biz Halkla İlişkiler yani PR yapacak birini arıyoruz." demesi günümü ve gelecekteki bir kaç günümü mahvetmiştir.

Bir de İK uzmanlarının veya görüşmeyi yapan insanların yaptıkları çok büyük hatalar var:

1. Adayın CV'sine önceden bak, görüşmeye geldiğinde değil!
2. Adayın eğitimini öğrendikten sonra seni havada karada kapabileceği konularda adaylarla tartışma. Mesela Pazarlama Yüksek Lisansı yapmış bir kıza Pazarlama ile Satış'ın ne olduğunu anlatmaya çalışma.
3. Aday konuşurken içinden esneme. Esnediğin ama bunu belli etmemeye çalıştığın zaman ağzın yamuluyor.
4. Bayan görüşmeciler geldiğinde şöyle bir süzmen yeterli, kızı baştan aşağı rahatsız edecek şekilde incelemen gereksiz.
5. Adayın dürüst olduğunu anladığın zaman sende dürüst ol. Aslında hep ol.

Aklıma geldikçe yazmaya devam ederim buraya. Ya da tecrübe edindikçe diyelim.

5 Temmuz 2011 Salı



Dünya Eric Northman gibi adamlar olmasaydı daha sıkıcı olurdu.

zor işler bunlar.

kanser hastalarını ne onkologları ne radyologları ne de hemşireleri anlar. kanser hastalarının psikolojileini sadece ve sadece aileleri ve çok yakınları anlar.

insan her şeye alışıyor bu hayatta. giden sevgilisine, arkadan vuran dostlara, sevdiklerini özlemeye...Her şeye...alısmak ıstemedıgım tek sey onun yoksunlugu olur. sadece yanımda olsa yeter. onu anlayan ve seven ınsanlarla cevrılıyse hastalar daha cabuk ıyılesıyor. sızı anlamayıp suclayanlar ıse gıtse de oluyor. sadece yazmak ıstedım.




Adele'e benzetildiğim için şaşırmıştım ilk başta. Ama bu söylediklerini okuyunca gurur da duydum. Bebeğimsin Adele:)

Kaynağım harika bir adres: http://hoopbikemer.tumblr.com/ takip ediniz seveceksiniz:)