30 Ocak 2011 Pazar

Kalp kalp kalp kalp

En sevdiğim markalardandır. Tasarımları, duruşu, renkleri, tarihi, çağrıştırdıkları, çağrıştırmadıkları ve daha birçok özelliği ile. Bakalım Chanel'in Robots videosunu siz de benim kadar sevecek misiniz?:)


27 Ocak 2011 Perşembe

Yoğun duygular besliyorum sana karşı bebeğim.

En sevdiğim acımasız markalardan biri olan Bebe yine bana ve bütçeme kıydı! Bebe Kardashians koleksiyonundaki leoparlı çantanın büyüğüne aşık oldum. Öyle ki dün gece rüyamda ayağımda siyah booty ve kolumda da o çanta vardı. O kadar mutluydum ki. :) İndirimleri bekliyorum gözlerim yoldaaaaaaaaaaaa:)








22 Ocak 2011 Cumartesi

Not just furniture...

"Bir mekanı gerçek bir eve dönüştüren şey yaşanan hayatın kalitesinin dışa vurumudur."

Mimar Aloş Çavdar
Marie Claire Maison Ocak 2011











6 Ocak 2011 Perşembe

Başlıksız



Teyze anne yarısıdır diyorlar ya hani, o yalan! Tamamen uydurma. Teyze annenin gölgesi gibi birşey. Anne yukarıda hasta yatarken yeğenine çorba içirir poposunu yıkarsın. Kafana kepçeyi geçirdiğinde kızamaz üzerine işediğinde gülümsersin. Saçını yolabilir, yeni aldığın gömleğe oje damlatabilir hatta ve hatta küçük tırnaklarını gözüne sokarak korneanı çizebilir! Ama onları o kadar çok seversin ki gözünü kör etse gider gıdısından öpersin.

Bunun için bende bir karar aldım ve yepyeni bir blog açtım. Oranın konsepti(!) biraz farklı. Orada yeğenlerim ve yaşadıkların(m)ı anlatıyorum. Tamamen ailem ve yakın çevrem için oluşturduğum bu blogu ziyaret etmek ve kahramanlarımla tanışmak isterseniz adresi budur. Pişman olmayacaksınız:)

2 Ocak 2011 Pazar

Bir sorum var.

Eğer tırnaklarını bu hale getiriyorlarsa acaba tuvalette popolarını nasıl siliyorlar? Hayır bunu becerebiliyorlarsa çevrelerindeki erkekler "Lan kafana bi patlatıcam görücen gününü, git çıkar şu meretleri yüzüme batıo!" demiyorlar mı? İki soru etti ama idare edin :)




29 Aralık 2010 Çarşamba

Ağlama duvarında bok böcekleri

Dün aklıma o kadar acıklı cümleler geldi ki yazmaya başladıktan üç dakika sonra bıraktım. Kendime acımaya veya üzülmeye bile vaktim yokken başkalarını üzmek istemedim. Bu blogu ağlama duvarına çevirmeye niyetim yok. Ya da çevirsem mi? Okudukça salya sümük ağlasanız mı? :) Belki yaparım belli olmaz.

Neyse gelelim bok böceği mevzusuna :) Eğer çok ama çok param olsaydı kesinlikle Bottega Venetta en sık alışveriş yaptığım markalardan biri olurdu. Ve eğer çok ama çok param olsaydı ve B. Venetta butiğine gitseydim kesinlikle aşağıdaki şaheserlerden birini alırdım! Eski Mısır'da varolan bütün kehanetler bugün bilimsel olarak kabul görüp gerçekleşiyorsa bok böceğinin şans getirmeyeceğini kim söyleyebilir?






Sadece bu küpeleri almazdım. Çok sevimsizler!

17 Aralık 2010 Cuma

Freud bizi kurtar. Lütfen.



Hayatımı hiç böyle hayal etmemiştim. Gerçekten. Bambaşka bir yolda ilerleyecekti ve şu anda bulunduğum yerin beş katrilyon ilerisinde olacaktım.

Hayat bir tiyatro sahnesi ise neden drama kraliçesi benim? Neden sınıfımızdaki sürtük değil? Neden yani? Ayrıca benim bu rolü bu kadar başarıyla oynayabileceğimi kim söyledi? Eğer Allah varsa ki olduğuna inanıyorum, derhal bana başka rol biçmesini rica ediyorum.

O kadar çok sıkıntı yaşıyoruz(m) ki, bazen sıkıntıdan nefes alamıyorum. Belki de artık almak istemiyorum. Sonra kendi kendimi teselli etmeye çalışıyorum. Freudvari bilinç açılımları yapıp psikolojimi tahlil etmeye çalışıyorum. (Freud yaşasaydı önemli buluşlarını benim ailem üzerinde denerdi kesin. Bunlar şu yaşadıklarına rağmen nasıl hala ayaktalar veya akıl sağlıkları ne alemde diye deneyler yapardı üzerimizde.) Sonra klişeleri sevmem ama diyorum ki "Her şey güzel olacak." Bakıyorum, bekliyorum ve umudediyorum. Ama her şey değil tek bir şey bile güzel gitmiyor anasını satayım. Bekle bekle...Yeterince dua ediyorsan ve hiç biri kabul olmuyorsa başka yollar arıyorsun. Bu böyle olmayacak bari halime şükredeyim diyorum. Kışın karın altında donan insanları, bebekleri ve hayvanları düşünüyorum. Bir barakada yaşayan on kişilik aileleri...Sonra babamın "Bu sıkıntıları çekmesekte bir gecekonduda hep beraber yaşasak..." lafı geliyor aklıma. Kaderimiz öyle şeyler yaşatıyor ki bize bir gecekonduda yokluk içinde ama hep beraber sağlıkla yaşamayı göze alıyoruz hatta istiyoruz.

Şimdi blogları okuyorum. Tek derdi Mango'daki indirimden alamadığı pantolon veya trafik yüzünden katılamadığı lansman olan insanlar var bu dünyada. Saçı istediği renk olmadığı için yirmi tane post yazan, dudaklarını dolgunlaştırmadığı için rujuna küsen ve daha neler neler. Google Reader'ım eskiden bana merak yaşatırdı ve heyecan. Yeni postları okumayı çok severidim. Ama şimdi sadece hüzün veriyor.

Bir gün tek derdimin beğendiğim kazağın bedeninin kalmaması olmasını istiyorum.