15 Mayıs 2011 Pazar

GÜZELLİK sanırım böyle bi'şi




5 Mayıs 2011 Perşembe



the mood of these days: I hate everything!

30 Nisan 2011 Cumartesi

Tanrısal Erkekler



Dikkatinizi çekti mi? Thor filminin tanrılarından Chris Hemsworth ve bizim yakışıklımız Kıvanç Tatlıtuğ birbirlerine inanılmaz derecede benziyorlar. Sadece sarışın ve mavi gözlü olmak değil ortak noktaları. Kıvanç'ında Chris kadar olmasa da oldukça kaslı bir vücudu var. Yüzleri kare şeklinde ve ikisi de aşırı yakışıklı!



Eğer Kıvanç Tatlıtuğ Türk değil de Amerikalı olsaydı belki de bu filmde onu oynatırlardı. Aklını kullanırsa dünya çapında bir isim olabilir çünkü. Neyse asıl bahsetmek istediğim şey ise şu, farkettiniz mi bu ikisi ve daha bir çok ünlü erkek her bakımdan fiziksel anlamda kusursuz görünüyorlar. Dünyada kusursuz vücutlu bir çok erkek var. Ama kadınlara gelince iş değişiyor. Mesela bana dünyanın en güzel kadını şudur diyebileceğiniz bir isim var mı? Angelina mı? Şaka yapıyorsunuz herhalde! Megan? O korkunç baş parmaklar ile mi? Yani kim olabilir ki dünyanın en güzel kadını? Bence kimse olamaz. Ama Chris bu tanrısal ve tapılası haliyle dünyanın en yakışıklısı olabilir. Kimse kusur bulamaz çünkü. Kıvançta öyle. Sanki altın oran dikkate alınarak yaratılmışlar.

Filmi izlerken aklıma bunlar takıldı. Chris'i seyretmek ve iç geçirip salya akıtmak isterseniz gidin. Ha bu arada sinema salonunda her tshirtünü çıkarışında "ahhhhhh" "offff" şeklinde nidalar yükseldi. :)

Bu arada Natalie Portman kusacağım! Gerçekten kusacağım git evine ve çocuğunu emzir bir kadın ya! Her filmde karşıma çıkma artık.

27 Nisan 2011 Çarşamba

replik



Genelde hafızam iyi değildir. Ama nedense çok önemsiz bazı ayrıntıları yıllarca unutmam. Bu filmde böyledir ve hasta olduğumda aklıma sadece tek bir replik gelir. Kemal Sunal'ın Garip filminde bir sandalın içinde bakıp büyüttüğü, fakirliğine rağmen her zaman yanında olduğu küçük kız Fatoş hastayken onunla ilgilendiği sahnelerden birinde en tiz sesiyle

" Baba, ben çok hastayım. " diyor ya, ne hikmetse her hastalığımda aklıma bu replik gelir.

23 Nisan 2011 Cumartesi

Misafirlik

2010'un Nisan'ının 14'ünde yola çıktık. Annem, babam, ben ve ablam. Gideceğimiz yer için özel kıyafetler giydik. Kum fırtınası varmış, uçak kalkmadı ve dokuz saat havaalanında kaldık. Sonra gittik. Önce Medine sonra Mekke'ye gittik. 8 gün kaldık. Namaz, dua, tavaf ve sa'y yaptık. O kadar önemli yerleri gezdik ki ağzım açık kaldı. Sonra Kabe'yi görünce inanamadım. Etrafında bir şey var. O şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Ama ağlamaktan öldüm! Öyle bir duygusu var ki oranın. Yerlerin ve göklerin ve bütün mahlukatın sahibi Allah kendisine çorak ve geri kalmış topraklarda ev yaptırıyor. Türkçenin veya herhangi bir dilin bu evi anlatmaya yeteceğini sanmıyorum. Görmek lazım.

Sonra bir de oradaki insan manzaraları. Allah'ın dili yok. O bütün dilleri konuşuyor. Renge de bakmıyor. Acem, Arap ve siyah. Hepsini evine davet ediyor. Binlerce insan Allah u Ekber (Allah en büyüktür) dendiğinde koşarak O'nun evine gidiyor, saf olup önünde eğiliyor. O manzarayı hayatım boyunca asla unutamam. Ne pis Araplar ve Pakistanlılar ne kumlu havayı solumak ne de pis yerlerde namaz kılmak. Ayak tabanlarım çatlayana kadar yürüyüp tavaf yaptım. Ev sahibi Allah misafir de sen. Ruhsal ve bedensel bütün pisliklerinden arınıp gittiğin bir misafirlik bu. Çok garip bir duygu.

Keşke gelmeseydik. Orada, o sabah namazında gördüğüm manzara ve yaşadığım hissiyat sonsuza kadar donuverseydi keşke.

12 Nisan 2011 Salı

Evimize hırsız girdi bu sabaha karşı. Çok acaip ha, sen uyurken evde yabancı biri kolunda çantayla geziyor. Arabanın anahtarını alıyor ve tabi sonrasında arabayıda, takılarını, biriktirdiğin paraları, makyaj çantanı(!), alyansını, yeğeninin üzerinde Efe yazan harika künyesini, seneler önce aldığın hatırası olan kolyeyi ve daha bir çok şeyi çantasına doldurup senin arabanla uzaklaşıyor. Sen uyurken senin odana gelip biri telefonunu alıyor. Takılarını alıyor. Sen uyurken. Yabancı biri. O anda gözünü açsan? Göz göze gelseniz belki de tedbir olarak getirdiği bıçağı saplayacak veya silahıyla vuracak. Sonra da hızla kaçacak. Ormanda bir köyde yaşadığımız için jandarma abiler geldi. Baktılar, parmak izi aldılar, konuştular falan filan. Ve geçmiş olsun deyip gittiler.

En çok hatıralar açıtıyor insanı. Giden hatıralar. Allah belanı versin hırsız!

10 Nisan 2011 Pazar




Neden bilmiyorum, son bir aydır sürekli hastayım. İlk önce sol bademciğim iltihaplandı. Bir yudum su bile içemedim. O da yetmedi migrenim bu iltihapa kayıtsız kalmadı ve başım aralıksız sekiz gün boyunca zonkladı. Antibiyotik, ağrı kesici, iğne...O kadar çok ilaç içtim ki...İyileştikten iki gün sonra belimi incittim. Zaten fıtığım var, yürümekte dahi zorlandım. Tam hepsi geçti derken dün yine bademciklerim şişti, ateşim 39, kollarım da derman yok. Muscoril, Apranax, Theraflu ve daha ne kadar ilaç varsa hepsini içiyorum. Yeter artık ya! Normalde hiç hasta olmayan ben nedense sürekli hasta olmaya başladım.

Nazara mı geldim anlamadım ki!