kaderin halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kaderin halleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Aralık 2011 Pazartesi

şişelerce hüzün

gözyaşı şişelerini bilir misin? eskiden insanlar ölen kişinin arkasından ağıt yakarken gözyaşlarını ufak şişelerde biriktirirlerdi. sonra o şişeler mezarlara konurdu ki arkasından ne kadar ağlandığını anlasın o ruh diye. veya uzaktaki sevgili için doldurulurdu şişeler gözyaşlarıyla. geldiğinde ona verilirdi ve mücevher gibi saklanırdı o zamanlarda. acılarının büyüklüğünü gösterirdi göz yaşları şişeleri. o ölmedi ama arkasından o kadar göz yaşı döktüm ki şişelerce. şişelerce hüzün biriktirdim sevgilim sana. asla sana vermeyeceğim binlerce gözyaşıyla doldurdum onları. asla hak etmeyeceğini bile bile. ama biliyorum ki... asla sana kimse bakmayacak benim baktığım gibi ve kimsenin aşkı büyük olmayacak olamayacak her zerrene aşık olduğum gibi.

şişelerce hüznüm var. hepsi sana. uzakta ve aslında asla sahip olamadığım aşkıma.

9 Aralık 2011 Cuma

Uyuz oluyorum!



Şimdi bazı blogger kızlarımız var, onları severim. Ama uyuz olduklarımın sayısı daha fazla! Çünkü bazı özellikleri var beni deli ediyorlar. Bir de onların pohpohlayıcı güruhu var kiiii, onlar daha beter.

Şöyle ki aşağıda bazı özellikler sayıyorum nadide blogger kızlarımız için. Ama bunlar benim gördüklerimdir. Yani herkesi kapsamaz. O yüzden bana çömkürmeyin!:)

İlk olarak Türk blogger kızların aynı kombini doksan beş açıdan, yakın uzak, gülerken somurturken, saçlarını savururken falan yüzlerce fotoğrafını koymasına deli oluyorum! Mesela bir kız kardeşler var! Allah'ım! İyi ki profesyonel fotoğraf makineleri var..sürekli birbirlerini çekip koyuyorlar. Belki aynı kombinin 19 tane fotoğrafını koyuyorlar. Ulan anladık!

İkinci olarak Türk blogger kızların sanki hayatlarında hiç makaron, cup cake veya beyaz şarap görmemiş bir halleri var.Lansman lansman gezdikleri için de sürekli fotoğraf koyuyorlar tabi. Tamam, tumblr kızları da böyle ama en azından her cupcake fotoğrafının altına "inanılmaz lezzetliydiiiiğğğğ" yazmıyorlar.

Üçüncüsü poh pohlayıcı kesimleri var bunların. Yani bir fotoğrafa yorum yapayım dedim iki hafta önce. Yapmaz olaydım. Hala mail geliyor. Hepsi de "X'ciğimmm inanılmaz güzelsin inanılmaz mükemmelsin!" veya "Sen çuval giysen yakışır beaa" gibi. Bir kişi de "Bence o çantanın materyaliyle deri ceketin materyali bir uyumsuzluk yaratmış bu da kombinini başarılı olmaktan çıkarmış" demiyor! Hepsi o kıza bayılıyor, seviyor ve hatta onun gibi olmak istiyor. Ulan hani kadınlar birbirini çekemezdi. Noluyor ya! Sakin olun.

Dördüncüsü Adsız yorum yazan erkekler var bu kızların bloglarına. Genelde dikkat edin dekolte fotoğraf koyan kızların fotoğraflarının altında Adsız yorum yazan çok oluyor. Onlarda zaten "çok güzel bacakların var!" veya "Allah özene bezene yaratmış" o da olmadı "sırtında sivilceler var bari silseydin photoshop'ta!" diyorlar.

Beşincisi bunların dertsiz Ayla gibi gezmeleri.Bunlar üniversite öğrencisi veya tam zamanlı ev hanımı olsalar da hiç dertleri yok. Dert babası gibi bir insan olduğum için anlamıyorum bu durumu. 27 yaşındayım ve hayatımın son 4 yılı sürekli ağlamakla geçti. Yani nasıl bir derdin olmaz? Tamam kimse hasta olmasın, parasız kalmasın ama saçın bile dökülmüyor veya sevgilin bile terk etmiyor! Her şeyleri nasıl böyle güllük gülistanlık anlamıyorum. Ha, elbette dertleri vardır ama göstermezler diyorsan Sayın Okuyucu, sana şunu sorarım; O zaman nasıl Allah'ın her günü lansmanlarda partilerde geziyorlar? Mesela bir blogger kadıncağız vardı. Düzenli post yazardı, çok tatlıydı ama kocası hastaydı. Organ nakli bekliyorlardı. Kocasına mektuplar yazardı falan. Sonra kocası vefat etti ve kadın blogunu kapattı. Ben bloguma bundan sonra oturup giydiğim kıyafetleri falan koyamam dedi. O işte gerçek bir kadındı. Bunlar sanki yapay bir dünyada yaşıyorlar.

Aslında daha çok var. Uyuz olduğum bir çok özellik var. Ha bir de kıskandığım şeyler var. Mesela keşke moda yazsaydım. Moda bloggerı olsaydım da zaten giydiğim markalarla yaptığım kombinleri koysaydım. O zaman gelsin eşantiyonlar gitsin sürekli gelen hediyeler. En çok hediye kısmını kıskanıyorum zaten. CK hediye saat gönderiyor bunlara, bunlarda bloglarında "CK saatime bakııııııın" diyorlar ya kıskançlıktan ölüyorum!

Ama daha önce yazdığım bir cümle benim neden moda bloggerı olamayacağımı anlatıyor;

"Bir gün tek derdimin Mango'da beğendiğim kazağın bedeninin olmaması olmasını istiyorum."

1 Aralık 2011 Perşembe



biz ağzımızı yara yara gülmeyi özledik. her kahkahamızın altına saklanan hüzünden bıktık. kırılan kanatlarımız kanıyor hala. Akıttığımız gözyaşlarımızı saklamaktan bıktık.

Blake, güzelim; hayat sana güzel.

14 Kasım 2011 Pazartesi

a.k.




kafama tüküreyim. o kadar basit bir hata yapmışım ki bunca zamandır. çok basit çok hayati. gözümün önünde olanı farkedememişim. ay kimsenin aklına sevgilisi aldatmış görüyor musun bak yeni farketmiş herhalde demesin lütfen. öyle bir şey değil. daha büyük daha önemli! elime bıçak alıp oramı buramı kesmiyorsam kendimi sevdiğimden. ama yapsam yeridir yani!

13 Kasım 2011 Pazar

görünmez eller

görünmez eller var kalbimin üzerinde. var güçleriyle sıkıyorlar kalbimi. nefes alamıyorum. hızlı soluyorum olmuyor, derin ve yavaş nefesler alıyorum olmuyor. sabrediyorum çokca. sabretmekten yoruluyorum çoğunlukla. bazı anıları ve çoğu zaman geleceği düşündükçe yumrukların şiddeti artıyor. küçücük kalbim o ellerin arasında atmaya, yaşamaya çalışıyor. yaşamaya çalışıyorum. insan nefessiz yaşabilir mi?

şimdi gecenin bilmem kaçı. odanın camını ve kapısını açtım. buz gibi oldu içerisi. üzerimde incecik bir pijama. yine de ve nedense nefesim daralıyor. aklıma gelenlerin başıma gelmesinden ölesiye korkuyorum. sonra korkularımı, böyle düşüne düşüne hayatıma çağırdığım fikrinden korkuyorum. sürekli korkmaktan yoruluyorum.

endişelerden ve özlemlerden yorgun düşen kalbimi iyice sıkan bu eller sanırım hayatın kendisi. beden derslerinde olurdu ya hani, birden çok hızlı koştuğunda kalbin deli gibi atardı ve nefes alamazdın ya, işte hayatta böyleymiş. kalbin sıkışır nefesin daralır ama koştuğun için değil yaşadığın için.

11 Kasım 2011 Cuma

Nasılsın?



Naber?'in cevabı hep bellidir. İyiyim senden naber? Katrilyon kez cevapladigimiz bu soru o kadar yüzeysel ve o kadar ruhsuz ki!

Ama birileri çıkıp sana "nasılsın?" diye sorsa ve gözlerinin icine icine baksa apisip kalıyorsun. Cevabını yıllardır ezberlediğimiz iyidir senden naberle karşılık veremeyeceğiniz bir sorudur nasılsın!
Naber? sorusunu soran onlarca erkek tanıdım. Degil ki sözleri, gülümsemeleri bile şaşırtmadı ve mutlu etmedi beni. Ben bana "nasılsın?" deyip gözlerimin ta icine bakacak ve orada kimsenin görmediklerini görüp, gördüğü seyden mutlu olacak birini arıyorum. sanırım bi mucizeyi arıyorum.

NOT: Fotoğraftaki bileklerden birinde Kader birinde Özgürlük yazıyor Arapça. İleride dövme yaptırmaya karar verirsem diye dursun burada bunlar.

koreliler kalp kalp kalp!



Protect the Boss adlı bir Güney Kore dizisine başladım. Uzakdoğuluları hep severdim ama şimdi ayrıca sempati duydum kendilerine! Diyaloglar, mimikler, senaryo, kültür, komedi her şey o kadar başka ki! Hepsi birbirinin benzeri Amerikan dizilerinden sıkılanlara tavsiye ederim. Ayrıca Korece de çok güzel bir dilmiş!

NOT: Başrol oyuncularından adını yazamadığım adamın üzerindeki penyenin güzelliğine bakar mısınız! Bizde ancak Tarkan'ın giyeceği güzellikteki bu penyeyi sokakta biri giyse üstüne atlamazsam şerefsizim! Çok güzel!

10 Kasım 2011 Perşembe

tonla para da versen kıroysan kırosundur.


Blogsfer denen blog dünyasıyla benim aramda deriiiin bir uçurum olduğunu düşünüyorum. Yoksa onların bayıldığı, anlata anlata bitiremediği ve günlerdir heyecanla beklediği Versace loves H&M koleksiyonunu inanılmaz derecede kıro ve çirkin bulmam normal değil. Onların üstün moda öngörüleri eğer korkunç çakma Japon ve Miu Miu tarzı çiçekli tayt giymenin moda olacağını söylüyorsa ben kimim ki bunu yargılayacağım?

Tabi ki bunlar benim gerçek düşüncelerim değil! Sadece giriş yaptım. Yani normal hayatlarında da trendy ve farklı olmak için yırtınan insanlardan olmadığım için ki bir insan hem bütün trendleri üzerinde taşıyıp hem de farklı olamaz o ayrı, H&M gibi bir devin Versace gibi artık sadece yaşlı İtalyan kadını tarzında koleksiyonlar üreten markayla iş birliği yapmasını anlamıyorum!

Sen ki koskoca H&M'sin en dandik penye atlet bile kapışılıyor, gidip Dior, Balenciaga, Tom Ford, Marni, Miu Miu veya LV ile iş birliği yapsana! Lanvin güzeldi ve ayakkabımı hiç giymesem de salonumda sehpanın üzerine bile koyup sergilerim o derece seviyorum, Versace koleksiyonunu iğrenç buldum.



Ha 17 Kasım'da İstinye Park'a gidip koleksiyondan beğendiğim yegane parça olan takılara ve ufacık tefecik çantalara bakmayacak mıyım? Elbette gidip o bileziklerden birer tane edineceğim! Ama bana hiçbir kuvvet, feriştahı gelse o iğrenç çiçekli elbise ve taytlardan giydiremez! Böğk!

4 Kasım 2011 Cuma

kasım




hiç sevmediğim bir ay. doğum günüm gelsin istemiyorum hiç. insan doğum günü gelmesin ister mi? istemiyorum işte. keşke yıllar ilerlemese. bari yıllar ilerledikçe dertler kümülatif olarak artmasa. monotonluktan çıksa hayatım. istediğim ve hayal istediğim her şeye başkaları sahip oluyor ve ben onları uzaktan seyrediyorum. değerli ve kısıtlı zamanım azalırken hem de..