dikkat duygusal yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dikkat duygusal yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2011 Pazartesi

erkeklerin yerinde olsam bu kızlardan nefret ederdim! net!



bize dayatılan, sevmek zorunda kaldığımız, moda olan, bu modaya uymazsan "loser" olacağın şeyler var. yüzlerce hayır binlerce enformasyonla her allahın günü gözümüze kulağımıza ve ardımıza (!) sokulan şeyler var. sıkılmadınız mı lan?

örneğin ayakkabılar. deli misiniz nesiniz ya, her ayakkabı fotoğrafını tumblr, blogspot, facebook, twitter ve daha bilmem kaç tane sosyal medya organından paylaşmak zorunda değilsiniz? ayakkabılara aşık olmak ne demek? benim de çanta tutkum var ve ayakkabımda gerçekten çok fazladır ama ölüp bitmiyorum taaam mı? hele miu miu'nun çıkardığı şu boktan, oyuncak olsa Barbie'me bile giydirmeyeceğim ayakabıların gözüme gözüme sokulmasından çok rahatsızım!

ulan benim bildiğim baykuşlar uğursuzluk getirir. ne zamandan beri baykuşlu nevresim alıp, baykuşlu takılar takıp, baykuşlu tshirtler giyip, iphonelarımıza baykuşlu kılıflar kaplar alıyoruz? bu akımı kim başlattı? başka hayvan mı yok ya? mesela lorisler! inanılmaz güzeller! bayılıyorum. bir lorisim olmasını çok isterdim. veya karıncayiyenler..daha vahşi şeyler içinse bkz: komodo ejderleri! komodo ejderli bir nevresimde uyumak baykuşlu bir nevresimde uyumaktan daha seksidir!

şimdi kızlar dikkatlice ve tane tane okuyun: "kedi bir hayvandır." tıpkı diğer bütün hayvanlar gibi. her kedi gördüğünüzde kafayı yemek zorunda değilsiniz. her kedi fotoğrafını paylaşmak ve her kediye garip giysiler giydirmek, o hayvancağıza aşırı duygular beslemek ve hatta karakterini analiz etmek zorunda da değilsiniz. sakin olun ve hayvanları rahat bırakın. ayrıca hayvanların boyanması, pikaçu gibi kostümlerin giydirilmesi ve patilerine oje falan sürülmesi iğrenç. bence bu hayvanlara taciz ve kesinlikle yasal olmamalı. hatta köpeğine toka veya kedisine "queen" yazılı taç takanlara ceza verilmeli. pardon unutmuşum. biz toka takmak yerine köpeklere, eşeklere, atlara ve ineklere ya da gün yüzüne çıkmamış birçok hayvana tecavüz etmeyi yeğleriz. hadım yasası çıkmadı ya en çok ona yanıyorum ama neyse konu dağılmasın.

bakalımmmm, başka nelere uyuz oluyorum? tumblr! allah'ım? neyin kafasıdır bu ya? hepsi şöyle başlıyor: "hi there! i am 17 and i love sharing photos! have fun guys" daha 18 yazanını görmedim! bütün dünyada böyle. saatlerce internette dolaşıp hoşlarına giden fotoğrafları paylaşıyorlar. çünkü bu oturup blog yazmaktan daha kolay. kopyala/yapıştır ve işte oldu! mesela böyle tumblr adreslerine bayılıyorum. bu kız her gün birşeyler yazıyor ve yazdıkları hem komik hem de harika! siz de beğendiğiniz ve 17 yaşından büyük birilerinin paylaşımları olan tumblr adreslerini paylaşabilirseniz sevinirim.

şimdilik bu kadar! si u guyzzz! allah'ım iğrenç bir laf. si u guyzz yerine ramazan münasebetiyle Allah'a emanet olun din kardeşlerim demeyi tercih ederim. <3

28 Temmuz 2011 Perşembe

bullshit




biz kadınların sorunu bu işte..çoğu zaman yani...karşımızdaki erkeğin düşündüklerimizi, hislerimizi, endişelerimizi veya korkularımızı biz söylemeden anlamalarını bekliyoruz. tabi ki anlamıyorlar. neticesinde de kırılıyoruz, ah vah ediyoruz, hırpalanıyoruz, hırpalıyoruz falan filan..

blue valentine filmini izleyenler anlamışlardır ne demek istediğimi. filmi dün gece izledim ve dedim ki kendi kendime "ulan salak karı, senin ne düşündüğünü adam nereden bilsin? alnında mı yazıyor?" adamcağız da bilmiyor ne yaptığını çaresiz gidiyor. ayrıca çokta çekici bir adam. yazık oldu.

bir çok ilişki bence bu yüzden bitiyor. dürüst olmayan taraflar yüzünden. yani ben karşımdaki adama düşündüklerimi söylemeyeceksem neden yanımda gezdiriyorum? süs diye mi? elimi ısıtsın diye mi? neyse konuyu fazla dağıtmayalım..

kısaca sayın bayanlar, dürüst olunuz. aman beni bırakıp giderse, ya kızarsa, ya üzülürse veya başka bahanelerle hissettiklerinizi gizlemeyin. canınız herhalükarda yanacaksa bari şimdi yansın. yarına küllenmiş olur.

27 Nisan 2011 Çarşamba

replik



Genelde hafızam iyi değildir. Ama nedense çok önemsiz bazı ayrıntıları yıllarca unutmam. Bu filmde böyledir ve hasta olduğumda aklıma sadece tek bir replik gelir. Kemal Sunal'ın Garip filminde bir sandalın içinde bakıp büyüttüğü, fakirliğine rağmen her zaman yanında olduğu küçük kız Fatoş hastayken onunla ilgilendiği sahnelerden birinde en tiz sesiyle

" Baba, ben çok hastayım. " diyor ya, ne hikmetse her hastalığımda aklıma bu replik gelir.

10 Şubat 2011 Perşembe

Çarpıklık, Çarpıtılmışlık, Çarpıklığa Alışmışlık



Amerika'da markette gezerken dikkatimi çeken en önemli şey raflardaki onlarca vitamin, mineral, bitkisel ilaç vs.idi. Amerikalılar vitaminleri herhangi bir ürün gibi raflardan alır. TV'de de sürekli kalori yakan ilaçların reklamları döner.

Bildiğiniz gibi Türkiye'de caanım Minoset veya hayatımın anlamı Theraflu'nun reklamının yapılması yasak. Yazılı ve görsel basında yasalar gereği ilaç firmaları böyle bir reklamı yapamaz. Tıpkı alkolde olduğu gibi yasal düzenlemeler çok katıdır.

Peki çarpıklık bunun neresinde? "Çarpıklık" yüzlerce kez denenmiş ve bilim adamları tarafından formulüze edilmiş ilaçların reklamının yapılmasının yasak olması ama iki tane bitki uzmanı (O ne demekse! Lokman Hekim?) tarafından bulunan bitkisel ilaçların hem TV'de hem de radyolarda sürekli reklamının dönmesindedir. Altın çilek ve kırmızı biber zayıflatıyormuş mesela. Lahana çorbası özütü bağırsakları çalıştırıyormuş. Ama hepsi Sağlık Bakanlığı onaylı diyebilirsiniz. Sağlık Bakanlığı uzun vadede sonuçları hesaplamış mı? Sanmam.

İşin "Çarpıklığa Alışmışlık" kısmı da bizlerin artık bu tarz çarpıklıklara çaba gösterip karşı çıkmaya çalışmamamız. Belki de hakkıyla çabalayanların alamadıkları sonuçlar şevkimizi kırıyordur.

Not:Sanmayın ki bitkisel şifalara inanmam. Bitkisel ürünlerin hastalıklarla savaşta önemli bir etken olduğunu düşünüyorum. Mesela grip ilacı almak yerine meyankökü ve balı karıştırıp yerim veya narın faydalarını bilirim. Ancak işin içine para girince doğal hazineler bile birer zehre dönüşebilir. Dikkatli olmak lazım.

17 Aralık 2010 Cuma

Freud bizi kurtar. Lütfen.



Hayatımı hiç böyle hayal etmemiştim. Gerçekten. Bambaşka bir yolda ilerleyecekti ve şu anda bulunduğum yerin beş katrilyon ilerisinde olacaktım.

Hayat bir tiyatro sahnesi ise neden drama kraliçesi benim? Neden sınıfımızdaki sürtük değil? Neden yani? Ayrıca benim bu rolü bu kadar başarıyla oynayabileceğimi kim söyledi? Eğer Allah varsa ki olduğuna inanıyorum, derhal bana başka rol biçmesini rica ediyorum.

O kadar çok sıkıntı yaşıyoruz(m) ki, bazen sıkıntıdan nefes alamıyorum. Belki de artık almak istemiyorum. Sonra kendi kendimi teselli etmeye çalışıyorum. Freudvari bilinç açılımları yapıp psikolojimi tahlil etmeye çalışıyorum. (Freud yaşasaydı önemli buluşlarını benim ailem üzerinde denerdi kesin. Bunlar şu yaşadıklarına rağmen nasıl hala ayaktalar veya akıl sağlıkları ne alemde diye deneyler yapardı üzerimizde.) Sonra klişeleri sevmem ama diyorum ki "Her şey güzel olacak." Bakıyorum, bekliyorum ve umudediyorum. Ama her şey değil tek bir şey bile güzel gitmiyor anasını satayım. Bekle bekle...Yeterince dua ediyorsan ve hiç biri kabul olmuyorsa başka yollar arıyorsun. Bu böyle olmayacak bari halime şükredeyim diyorum. Kışın karın altında donan insanları, bebekleri ve hayvanları düşünüyorum. Bir barakada yaşayan on kişilik aileleri...Sonra babamın "Bu sıkıntıları çekmesekte bir gecekonduda hep beraber yaşasak..." lafı geliyor aklıma. Kaderimiz öyle şeyler yaşatıyor ki bize bir gecekonduda yokluk içinde ama hep beraber sağlıkla yaşamayı göze alıyoruz hatta istiyoruz.

Şimdi blogları okuyorum. Tek derdi Mango'daki indirimden alamadığı pantolon veya trafik yüzünden katılamadığı lansman olan insanlar var bu dünyada. Saçı istediği renk olmadığı için yirmi tane post yazan, dudaklarını dolgunlaştırmadığı için rujuna küsen ve daha neler neler. Google Reader'ım eskiden bana merak yaşatırdı ve heyecan. Yeni postları okumayı çok severidim. Ama şimdi sadece hüzün veriyor.

Bir gün tek derdimin beğendiğim kazağın bedeninin kalmaması olmasını istiyorum.

10 Aralık 2010 Cuma

Allah Allah...



Böyle düşünen bir tek ben miyim, bilmiyorum.Okuduğum onlarca blog yazarı, yazıları bir sitede yayınlansa veya başka bir blogta paylaşılsa seviniyor. Ama benim yazımı kendi sitende yayınlamadan önce bana haber versen güzel olmaz mı? Hayır izin alınması anlamında söylemiyorum çünkü burada paylaşılanların bir telifi yok. Yazınızı şurada yayınladık bile dense, haber verilse de olur.

Serbest bir platformda yazılarımı başkaları okusun diye paylaşıyorum, birileri alıp sitesine koysun diye değil. Ama madem koydun be güzelim, bir mail at olur mu?

1 Temmuz 2010 Perşembe

Yalanlar ve Kadınlar



Genel olarak yalandan iğrenirim. Gerçekten! Çevrendeki herkes yalana batarken, “Yok anacım ben yalan söylemeyeceğim, bataklıktaki gül olacağım” desen de çekiliyorsun dibe, farkında değilsin. Bir sürü yalana alet olabiliyorsun istemeden. Ama yalancıların cinsiyeti olur mu? İşte bunu irdeleyeceğiz bugün sevgili ve de pek muhterem okuyucu!

Hani düşüncelerini dürüstçe söyleyebilen kadınlara "erkek gibi" derler ya, aslında ne kadar yanlış. Dürüstlük erkeklere mahsus değil ki! Ne saçma! Sanki hepimiz birer Hürrem Sultan’ız da çevremizdeki erkekleri fır döndürüyoruz. Peh!

Ama yıllarca bu söylem beynimize kazınmış! Hadi kabul ettik diyelim o zaman bende diyorum ki; “Kadınlar, erkeklerden daha erkek! “ Neden mi? Çünkü biz güzel yalanlar söyleriz, kimsenin canını yakmayan… Siz ise kanırtarak acıtan yalanlar söyler ve ardından PES turnuvanıza dönersiniz.

Tamam, biz de sütten çıkmış ak memeliler değiliz ama siz de çok fenasınız canım!
Yıllar süren bilimsel araştırmalarım ve gözlemlerim gösterdi ki erkekler yalanda bizden daha başarılı! Gözlerinin içine bakarak, ellerini ellerinin arasına almış ve kulağına “Seni Seviyorum” klişesini fısıldarken gerçekten sevmeyen bir erkeğin karşısında, beyin loblarımızın gelişmişliğinin veya karmaşık olayları daha kolay çözebilmemizin pek bir önemi yok aslında.

Çünkü biz O’na inanırız.


NOT: Görseldeki adamceğiz ise bütün Amerikan halkı çok dürüst ya!Halkına yalan söylediği için görevinden alınan B. Clinton. :)Ama gözlerini kapadım!Ne de olsa o bir YALANCI!

21 Haziran 2010 Pazartesi

Erkek Ficutu

Şimdi efendim, Emporio Armani'nin erkek çamaşırları hem pantolon üzerinden gözüktürülen lastiği hem de kullandığı iç çamaşırları mankenleri ile gönlümüzde taht(!) kuran markalardan biridir. :) Geçen sezon David Beckham'ın mankeni olduğu markada bu defa C. Ronaldo isimli yarı tanrı yarı insan, 300 Spartalı'yı toplasan kilo hesabında bu kadar kas çıkaramayacağı futbolcu var.

Ama konumuz Ronaldo'nun photoshop mu yoksa fitness teri mi bilemediğimiz ficutu değil, şey protezi! Protez meselesi David Beckham'ın -markanın yüzü mü vücudu mu desem bilemedim- zamanlarında da oldukça çok konuşulan bir konuydu. David Beckham'ın protez kullanmadığı bizzat ikon ve de bana göre Gollum'un topuklu ayakkabı giymiş versiyonu karısı tarafından açıklığa kavuşturuldu ama bu seferde erkekler komplekse girdi. Victoria o zamanlarda buyurdu ki: "Benim beyim protez neyim kullanmadı, ben şahidim!"

Dünya şimdi merak ediyor. Peki Ronaldo protez kullandı mı kullanmadı mı? Yabancı blogların tamamında konuşulan bu konu için sevgilisi derhal açıklama yapsın yoksa çamaşırı giydiğinde aynı etkiyi yaratamayan erkek tüketicileri EA'nın yakasını bırakamayacak! :)





* Sanırım blogtaki en güzel görsel bunlar! Bu kıyağımı da unutmayın! :)

14 Haziran 2010 Pazartesi

Neden fotoğraf çekmelisin?

İnsan oğlu kendini ne zannediyor ki? Ay'a çıktı, Mars'ta su buldu, evrende yaşayan binlerce canlıyı tanımladı, 113 yaşına kadar yaşamayı öğrendi vesaire vesaire vesaire...Peki hanginiz hayatınızda yaşadığınız bütün güzel günlerin tamamını anımsıyor? Hanginiz o gün ne giydiğini, nelere güldüğünü veya sinirlendiğini, yanında kimler olduğunu hatırlıyor? İnsanoğlu 45 bin yıldır dünya üzerinde yaşıyor ve anılarının tamamını hafızasında tutamıyor!* Ne kadar eziğiz, farkında mısınız? :)

İşte bu yüzden fotoğraf çekmeyi çok seviyorum ve iyi bir fotoğraf makinem olmasını istiyorum. Çünkü güzel anları dondurmak ancak bu şekilde mümkün. İnsanların o an ki gülümsemelerini, hayallerini, düşüncelerini, ruh hallerini dondurmak ancak fotoğrafla mümkün...

14 Haziran 2o1o, Pazar günü hayatımda ilk kez Büyükada'ya gittim. Yanımda çok ama çok sevdiğim üç tane dünyalar güzeli insanla...Havanın sıcaklığı, vapurdaki ürik asit ve ter kokusu,kot pantolon giyerek kendimi pişirme girişimlerim...Hepsini unutup harika bir gün geçirdik.

Unutmamak için, o an ki "Seni" hatırlamak için fotoğraf çek. Unutma...:)

* Evet, kabul ediyorum bazı insanların hafızaları çok ama çok güçlü! Ama hepimizin öyle değil. Bkz: Nursev'in Renkli Bilezikli Kızı :)




10 Mayıs 2010 Pazartesi

“Hoş gör sen, affet gitsin aldırma!”



“Hoş gör sen, affet gitsin aldırma!” derken boş konuşmuyordu Ajda… Her zaman olduğu gibi bir bildiği vardı. Hoş görmezsen yavaş yavaş kararıyor kalbin. Nefret denen laneti fısıldıyorlar cadılar kalbine. Her şey daha zor ve karmaşık işlemeye başlar. Bir kere karardı mı kalbin, ne sevgi kalır çevrende ne aşk… Nefret insanoğlunun tasarımı ve ürünüdür. Yaradan’ın değil… Kır bunu… Sil at yüreğinden. İzin verme körleşmesine ruhunun… İç güzelliği dedikleri laf değil, bir hipotez değil… Yararları bilimsel olarak kanıtlanmış, üstün Alman teknolojisi hiç değil... İç güzelliği sadece gerçekten görenlerin fark edebilecekleri bir his, bir tutum…

Nefretin isiyle kararan kalbini ve ruhunu yıka hadi… Böylece hoş görüp affetmeyi öğrendiğin zaman kolaylaşacak her şey… Daha çok gülecek yüzün ve gönlün… Sen beni dinle… Yok yok Ajda’yı dinle… Bak bir şeyler söylüyor sana…

Hangimiz uğramadık sanki haksızlıklara
Dinle beni sakın uyma şeytana
Pişman oluyor herkes sonra yaptıklarına
Esir olma boş yere gururuna

Hiç bunları kendine dert etmeye değer mi?
Şu kısacık ömürler yeter mi?
Hiç bunları kendine dert etmeye değer mi?
Şu kısacık ömürler yeter mi?

Hoş gör sen affet gitsin aldırma
Büyüklük sende kalsın sonunda
Sen sarıl o sana sarılmazsa
Sen unut unutmazsa