allah tekrar göstermesin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
allah tekrar göstermesin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2011 Pazartesi

Mrs. S.



"Kadınların düşmanı yine kadınlardır." lafını Oscar Wilde mı yoksa Seda Sayan mı söylemiştir hatırlamıyorum ancak kesinlikle doğrudur. Muhtemelen sizin de hayatınızda baş düşmanım diyebileceğiniz kadın(lar) olmuştur. Benim de oldu. Kendisini yani S. yi burada mevzu bahis yapmamın sebebi ayakkabıları. Kişisel kavgalarımızın -ki ben hayatımda kimseyle küs kalmadım. Sadece bazı insanların bazı yalanlarıyla coşmuş bir hatundur kendisi- yanı sıra ayakkabılarına uyuz olurdum.

Bir kadın için ayakkabı önemlidir. Kadının kişiliğini temsil eder ayakkabıları. Penelope Cruz oynayacağı bir filme başlamadan önce karakter için yönetmeni de takıp koluna ayakkabı alışverişine çıkarmış. Çünkü herşey orada başlar!

Bu ayakkabı modeli benim lugatımda Oxford değil S ayakkabısı olarak bilinir. Hep bunları giyerdi. Hep!Siz yukarıdaki ayakkabıyı giyen biri hakkında ne düşünürsünüz bilmem ama benim için o kadar korkunç ki bu ayakkabıyı giyenlere sevabına Nine West'ten ne bileyim Urban Outfitterstan 10 dolara ayakkabı veresim gelir.

NOT: Sevgili S., bana hakaret davası açacaktın, peşime adam taktıracaktın. Benden bu kadar korkmana gerek yoktu. Yoksa var mıydı? Ha?

2 Şubat 2011 Çarşamba

Körpe beyinlerin küçük sırları


Üniversitenin son senelerinde pazarlamaya merak sardım. Sonra okudum, okudum ve okudum. Öğrendim ki pazarlama bildiğimiz anlamıyla bitmiş daha da genişlemiş marka yönetimi diye bir şey olmuş. Şimdi yüksek lisansım bu konu üzerine. Yani bu yazıyı yazarken belli bir birikim üzerinden konuşuyorum, işkembeden değil:)

Bir marka nasıl başarılı olur, bilir misiniz? Karakter kazanarak! Yani Diesel asidir ve seksi, Mojito parti insanıdır, Red bull gecelerin adamıdır, Dell resmi Apple eğlenceli ve daha binlercesi...Yani ben yazarken sıkılmam da siz okurken sıkılabilirsiniz. Neyse sadede geliyorum:)

Küçük Sırlar diye bir dizi başladı. Bu dizideki karakterler çok sevildi, kıyafetleri takip edildi, senaryosu bile yok aslında! Sadece birbiri ardına gerçekleşen imkansız tesadüfler... Genç tikkylerin çektiği çileler! Neyse bu dizi bir hayli tuttu. Ama daha çok seyredilecek ve konuşulacak. Çünkü akıllı stratejiler söz konusu. Dizideki karakterlerden Ayşegül bir sitede köşe yazarı oldu. Senaryo bunu gerektiriyordu ama gerçek bir sitede de bu yazılar yayınlanmaya başladı. Sponsorların reklamları ve çok başarılı bir yazarın (ki bunlar Ayşegül'ün ağzından yazılıyor.) hayatı sorgulayan yazıları var. Her yazının altında yüzlerce "Ayşegüllll sana bayılıyorum" veya "canım ablammmmm çok seviyorum seniiii" yazan mesaj var. Bugün bu kadar yorumu Sartorialist bile almıyordur. Site hem çok tıklanıyor, hem de karakterlere augmented reality (abartılmış gerçeklik) katıyor. Sonuç olarak 12 ila 22 yaş arası kızlar ve erkekler diziye bayılıyor.

Koca markalar hala marka yönetimine ve sosyal medyaya para yatırmazken asıl gücün akıllı stratejilerle geldiğini göremiyorlar.

EDIT: Siteyi 1.5 milyon insan okuyormuş. Amerika, Avrupa ve Avustralya'da en çok tıklanan sitelerden birisiymiş!

Not: Görsel tamamen benim göz zevkim için! Bu çocuğu yakından da gördüm. Yanibir çekiciliği var. Garip. Ama o salaş kıyafetlerin altında böyle bir cevher yattığını kim bilebilirdi ki?

23 Mayıs 2010 Pazar

Annecim! Sabolar geliyor!

Sevgili okuyucu,

Bu blogu izliyor, okuyor hatta arada sırada öylesine açıyor olsan bile senden bir ricada bulunacağım. Lütfen sabo giyme!

Pek çok rezillik yaşatmıştır moda tarihi biz kadınlara. Saçlarımızı Lassy'nin tüyleri gibi kabarttık, altımıza metalik kırmızı taytlar giyip " o ye poppır ceym" şeklinde danslar ettik, 20 pont topuklular giyip omurgamızın şeklini değiştirdik,Ajda'ya özendik yanacıklarımıza çil çizdik, Rihanna'ya özendik saçımızı asimetrik kestirdik ve daha nicelerini yaptık! Ama bu defa durum çok vahim...

Sabolar ben ortaokula giderken yine hortlamışlardı. O zamanda böyle kabus olup rüyalarıma girmişlerdi. Ya ayakkabılıktan kafama düşerse, ya üzerinden düşüp ablam bileğini kırarsa vs. gibi çeşitli korkularım baş göstermişti!.

Sevgili okuyucu, saboları giymeyelim, giyenleri uyaralım!İbret-i alem olsun diye size bu sezonun Miu Miu ve Chanel sabolarını gösteriyorum, affınıza sığınarak...:(


29 Mart 2010 Pazartesi

Mahşer hissiyatı...



bazen böyle ciğerimizi parçalar küçük küçük ısırıklar...ne ölüsündür ne diri. ne neşelisindir ne hüzünlü. ne açsındır ne tok. ne giyiniksindir ne çıplak..
herşeyin ortasındasındasındır...

boşluk ve acıdan başka his olmaz içinde..yüzün güler ama bu sadece yüzündeki kasların hareketinden ibarettir bir de kibarlıktan..konuşursun ama kelimeleri sen seçmiyorsundur ve muhtemelen hayatının en kötü günlerini yaşadığını düşünürsün. Sabah amaçsızca uyanıp akşam aynı yatağa amaçsızca girersin..yanında birinin varlığı yokluğu çokta farketmez aslında..sen kalabalıklar içinde yanlızsındır...evsiz barksızların bile bir amaçları var..karınlarını doyurmak.kendine amaç ararsın milyonlarca amacın içerisinden hiçbiri uymaz sana... amaçsızsındır..

Dişini fırçalamak, duş almak, işe gitmek, yemek yemek gibi işler sana yük gibi gelmeye başlar. Günlerce şu dağınık yatakta dağınık saçlarla dökülmüş ojelerle yatmak istersin..uyuyamayacağını bilirsin ama asgari hareket etmek kutsallaşır gözünde..

Bende sana diyorum ki çık o yataktan..Git bir çimenliğe uzan..apartmanın bahçesinde, yolun kenarında nerede olursa olsun..sana gülenlere aldırma..gökyüzüne bak ve sorunlarını düşün..neler seni bu hale getiriyor? Neden kendini bin kiloymuş gibi hissediyorsun? Beyninin içindeki sorunlar, düşünceler ve düşüncesizlikler neler? Kimler seni mutsuz ediyor? Kimler canını sıkıyor? Hepsini hayalinde kocamannnnn bir tartı yarat ve bir kefesine koy..

Diğer kefesine de kardeşini ilk eve getirildiğinde kucağına aldığın an hissettiklerini, müdürünün geceli gündüzlü çalışıp hazırladığın rapora bakıp kocaman gülümsemesiyle sırtını sıvazladığında hissettiğin gururu, ilk seni seviyorum'unu, ilk bende seni seviyorum'unu, ilk öpüşmeni, annenin sana sen okuldan geldiğinde hazırladığı en sevdiğin yemekleri yerken "bugün neler yaptın anlat bakalım" deyişini, o annenin özverisini, bahar gelince odanın camından görünen ve sarı yapraklarını silkeleyip yemyeşil bir çınara dönüşen o güzelim ağacı düşün..bunları da tartının bir kefesine koy..

Hangisi ağır bastı? Eğer depresif duygularınsa hala o depresyondan çıkmaya hazır değilsin demektir. Bu yazıyı okurken gülümseyip bu hayatta çok ama çok önemli küçük anlar olduğunu hatırladıysan silkelen ve kendine gel...

hayat su gibi..yavaş yavaş buharlaşıyor..sen ise onu en iyi şekilde korumak zorundasın...


not: ekteki fotoğraf bir arkadaşıma hitaben eklenmiştir.